Kültür

NİCELİK NİTELİĞİ GEÇTİ

Psikolojik danışman Mutlu Alabaş'ın 26 Mart tarihli köşe yazısı.....

Merhaba sevgili okurlar; bu köşede zaman zaman eğitim sistemimizin sorunlarına değineceğim. Bugün öğrenci, veli ve öğretmenler açısından çatışmalara sebep olan “çalışma davranışı” üzerinde duracağım. Eğitim sistemiz sınavlar üzerine kurulu. Ders – sınıf geçerken, bir kademeden diğerine geçerken, akademik kariyer yaparken, mesleğe başlarken, sertifika bile alırken sınav oluruz. LGS, YGS, ALES, KPSS, MSÜ, YDS, TUS, EKYS, İSG… Çoktan seçmeli bu sınavlar öğrencinin bilgi, yorum ve hız düzeyini ölçer. Bu kadar sınavın olduğu yerde öğrencilerin çalışma davranışı maalesef hep sınav odaklı olmak zorundadır. Veli ve eğitimciler için de eğitim eşittir sınav başarısı haline gelmiştir. Ders çalışma davranışı sınav odaklı olduğu için herkes çalışmayı da nicelik tarafıyla değerlendirmektedir. Çalışmaların verimli ya da etkili olması önemli değil. İlgilenilen kısım; Kaç sayfa çalıştın? Kaç saat çalıştın? Kaç soru çözdün? Kaç yanlışın – boşun var? Hep sayılar… Öğrenciler sınav için ezber temelli çalışıp sınavdan sonra unutuyorlar. Bu durum hayata dair bir şey de kazandırmıyor. Tabi onları bu hale kimler getirdi? Bu işin uzmanı olarak lanse edilen bir grup eğitimci ve yüksek beklenti içindeki aileler. “Çalışma davranışı, öğrenme hedefiyle belirli yöntemlerin etkili bir biçimde kullanılmasıdır.” (Avcı & Nazlı – 2006) Okuma, yazma, sınava hazırlanma, not alma, kitap okuma, soru çözme gibi her türlü çalışma davranışı; öğrencilerin okulda başarılı olmasının önemli bir yolu haline gelmiştir. Araştırmalar çalışma becerileri konusunda gerçekleşen bilinçli bir eğitim sürecinin, öğrencinin başarı düzeyini ve kendine olan güvenini arttırdığını göstermektedir. Bilginin daha erken sürede öğrenilmesinde, bilgiyi hafızaya alma ve onu kullanma becerilerinin gelişmesinde, etkili ve bilinçli bir şekilde yapılan çalışma sürecinin önemli katkıları olduğunu ortaya konmaktadır.

Sabah okulla başlayan çocuğun akademik hayatı, okuldan sonra etüt merkezleri ve kurslar, özel dersler ve yatmadan önce de kendi ders çalışmasına kadar uzanıyor. Bu şekilde bir hayat yaşamayan öğrenci gerek anne babaları, gerekse öğretmenleri tarafından ders çalışmış olarak görülmüyor. Tabiri caizse padişah sofrası gibi önce gözlerinin doyması gerekiyor. Oysa öğrencinin sahip olduğu yetenek alanları, ilgileri, bilişsel hazır bulunuşluk seviyesi, kişisel özellikleri yok sayılarak oluşturulan böyle bir sürecin doğruluğunu kabul edebilir miyiz?

Bu işin anahtarı; mantık süzgecinden geçmiş çözüm önerileri ile eğitim bilimlerinden ve psikolojik danışma yaklaşımlarından yola çıkılarak programın oluşturulmasıdır. Ders çalışma programları da her öğrencinin kendi inisiyatifi ile hazırlanmalı, zaman temelli değil de faaliyet temelli olmalıdır.Eskiden beri şu saatte şunu yapacaksın, bu saatte bunu yapacaksın tarzı hazırlanan ders çalışma programları insanların gözüne daha hoş ve güzel görünüyor. Bakın yine göz, aklın önüne; nicelik niteliğin (kalite, vasıf) önüne geçiyor. İşimiz gücümüz sayılarla… 2 saat etkili bir şekilde çalışan çocukla 5 saat niteliksiz bir şekilde çalışan çocuğu sadece süre üzerinden karşılaştırmalara; “Sen onun yarısı kadar çalışıyorsun, bu gidişle sınavı kazanamayacaksın” tarzı suçlamalara tanık oluyoruz. Peki, üniversite sınavını hep çok çalışanlar mı kazanıyor? Yani günde 10 saat çalışan birine doğrudan Türkiye derecesi mi veriyorlar?

Bilim bize diyor ki insanda doğuştan getirilen 9 zekâ alanı var ve derslerde başarılı olabilmesi için bu zekâ alanlarının desteklenmesi gerekiyor. Çoklu Zekâ Kuramını ortaya atan Gardner, zekâyı çok boyutlu olarak değerlendirmektedir. Çoklu Zekâ Kuramı, kişiler arasında var olan farklılıkları anlamlı bulmaktadır. Bu teorinin eğitime yansıması; her öğrencinin kendine özgü ilgi ve becerilerini ortaya çıkarmak, öğrenme yöntemlerini belirlemek şeklindedir. Bunun da saygı ve anlayışa bağlı bir kapsamda ele alınması gerekmektedir. (Karaca, 2017). Her insan en az bir tane yetenek alanında iyidir. Eğitimcilere, ebeveynlere düşen bu alanları keşfedebilmek ve öğrencileri yönlendirmek olmalıdır. Matematik dersinde başarılı olunması için mantıksal-matematiksel zekânın iyi olması gerekir; tıpkı mimar olmak için görsel-uzamsal zekânın, sporcu olmak için bedensel-kin estetik zekânın, müzisyen olabilmek için müziksel-ritmik zekânın, psikolojik danışman olabilmek için sosyal ve içsel zekânın belirgin olması gerektiği gibi. Öğrenciler yetenekli oldukları alanlarda başarılı olabilirler, görece daha az yetenekli oldukları alanlarda başarılı olabilmek için daha fazla çalışmaları gerekebilir.

Çocukların zekâ alanları, kişisel özellikleri, çalışma stilleri farklı olabildiği gibi özel öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi zorlukları da olabilir. Çalışma davranışını belirlerken, onları zorlayan bu durumları da göz önünde bulundurmak gerekir.

Çocuklar eğitim almalı, meslek edinmeli, kariyer yapmalı ancak pedagoji ve eğitim ilkeleriyle şekillenmeyen bir yaklaşımla körü körüne “çalış, çalış, çalış” demek çocuğu ve kendinizi yıpratmaktan öteye geçmeyecektir. Bireyi temel alan sayılar ve skorlara değil sürece ve kazanımlara odaklanan bir çalışma davranışı çocuk açısından her zaman daha verimli olacaktır.

                                                                                                                 

Mutlu ALABAŞ

Psikolojik danışman

Diğer Haberler

İlginizi çekebilir
Kapalı
Başa dön tuşu